Tarih Öncesi Mimarlık – Toprak Yapılar

7 Kasım 2015
1431 Views
tarih-oncesi-mimarlik-toprak-yapilar Tarih Öncesi Mimarlık - Toprak Yapılar

Yemen – Şibam Evleri

Doğu, Uzakdoğu, Amerika ve Afrika gibi kıtalarda rastladığımız tarih öncesi toprak yapıların mimarisi, bölgenin getirdiği şartlara bağımlı olarak farklı yapılarda karşımıza çıkar. Bu farklı yapıların aslında dayandığı 2 temel bulunur. Bunlardan ilki Adobe tekniği, yani güneşte kurutulmuş toprak yapılar, diğeri ise pise veya Afrikada banco olarak adlandırılan ağaç kalıplar ile birlikte toprağın yığılıp, kurutularak katmanlar oluşturulması tekniğidir.
Tarih öncesi toprak yapılar gayet ilkel formlarda (dövülmüş toprak duvar vb.) karşımıza çıkabileceği gibi, dönemine göre gayet ilerlemiş tekniklerde de (tonoz, kubbe ve kemer) görülebilmektedir. Pişmemiş tuğla ile meydana getirilen Roma yapılarının temeli MÖ I. yüzyıla kadar dayanır. Çağdaş döneme kadar saman, taş ve killi toprak karışımı binalar Avrupa ve Britanyada sıklıkla rastlanabilecek mimari formlardır.

Kırsal yerleşimlerde, özellikle Afrikada yerleşim yerleri sıklıkla avlusu olan ve surlarla çevrelenmiş yuvarlak yapılardan oluşur. Bu yuvarlak yapılar genelde konut, ambar ve silo görevi taşırlar. Temel formları benzer olsa da, çatı formları değişkendir. Temelde çatılar ağaç iskelet ve kapak biçimli olurlar. Kubbe formunu alan bu çatılar bina formunun devamı şeklinde gelişir ve bir mermi şeklinde belirirler. Bu yapıların en bilinen örnekleri Kamerunda bulunan Musgum Köyü ve Malide Dogon köyüdür. Dogon köyünde konutlar, mezarlar ve dini mekanlar (mabet ve sunaklar) bir aradadır. Katmanları saman, çakıl taşı ve killi topraktan oluşan bu yapılarda ziyadesiyle girintiler bulunur ve bu girintiler sunak olarak kullanılmıştır. Çatılar teraslıdır ve destek sistemleri ağaç kazıklarla oluşturulmuştur. İlk bakışta bize belirgin görünmese de bu mimari form aslında gayet sembolik bir yapıdadır. Yörenin kültüründe kadın ve erkeğin kollarını ifade eden dört kazık, çiftleşen ve soyun devamını sağlayan ikilinin kollarıdır. Zemini oluşturan erkeğin kollarına dayanan kadın kolları şeklinde baktığınızda bu sembolizmi daha iyi algılayacağınız mimariye çeşitli ilkel kültürün mimari formlarında hala rastlanmaktadır.

Çöl ikliminin oluşturduğu mimari, yerleşkelerin kültürel ve coğrafi dağılımı farklı bile olsa hayret verici şekilde benzerlikler taşır. Afrikadan, Amerikaya geçip, Arizona ve New Mexico arasındaki bölgelerdeki pueblo olarak adlandırılan çiftçi köyleri XIII ve XIV. yüzyıllarda ortaya çıktıklarında da ağaç kirişlerin desteklediği teraslı çatı ve pişmemiş kil tuğlalardan inşa edilen binalarla karşılaşırız. Bu form sadece bahsettiğim iki kıtayla sınırlı değildir. Dikdörtgen düzenli form, ve malzeme kullanımındaki benzerliklere Fas, Yemen ve Özbekistanda da rastlamamız şaşırtıcı olsa da doğal bir durumdur.

Şehirlere baktığımızda ise yerel şartlara göre mimari yapılardaki benzerlikler çok daha belirginleşir. İlgili zamanlarda İslami bir burjuvazi kontrolünde olan (özellikle Nijerde rastlayacağımız) şehir yerleşkelerinin konutları avlu çevresine 3 seviyeli olarak inşa edilmiştir. Dört köşe direkler kullanılan kapıları ile dikkat çeken bu mimari form, bölgede bulunan evlerin neredeyse tamamında kullanılmıştır. Afrikada bu kültüre ait olan ibadet yerleri, yani camiler kare biçiminde bir form ile başlar ve üst kısımlara doğru yuvarlak forma dönüşür. Duvarlar payandalarla desteklidir ve nispeten daha yüksek olan kulelerden birisi de minare şeklini alır. Daha önce bahsettiğimiz mimari formlara göre İslam kültürü ile yoğrulan bu topraklardaki mimari gözle görüşür şekilde detaylı, hesaplı ve bilimsel kaynaklarla paralel bir çizgideki mimari tasarım yaklaşımının izlerini taşımaktadır.

Fasta Draa Vadisine yolunuz düşerse canlı görebileceğiniz ksar adı verilen taş temelli, kil, çakıltaşı ve saman karışımı malzeme kullanılan saray ve şatolar da burada yer verilmesi gereken etkileyici mimari eserlerdir. Kuleler kare biçimlidir, yüksek surlarla çevrelenmiştir ve duvarların üst bölümlerinde kuşlar için yapılmış hem süsleme, hem yuva görevi gören uygulamalar vardır. Başka bir örnek olarak İranda büyük çarşı binaları aynı malzeme tekniğiyle yapılmıştır. Teras ve büyük kubbeleri olan çarşıları beşik tonozlarla dikkat çeker. Yemende kent evleri pişmemiş kilden inşa edilmiştir ancak diğer örneklere göre çok daha yüksektir. Kapı ve pencere oyuklarında kiriş kullanımı belirgindir. Güney Yemende bulunan Şibam evleri 8 kata kadar yükselirler ki bu dönem mimari teknikleri için olağanüstü bir başarıdır.

Sonuç olarak Tarih Öncesi Toprak Yapılar ve bu yapılarda kullanılan mimari teknikler, modern mimari için de kayda değer bir kaynak olmuştur. Önce Aydınlanma döneminde tartışmalı bir otorite baskısı sonucu toprak yapılar kullanılmıştır. En belirgin örnekleri Milton Abas (1773), ve Gurna köyü ile Karga Vahası Kooperatifi (1950 – 1980) şeklindedir. Ayrıca modern mimarlardan Le Corbusier (Murondin Evleri – 1941), Ravereau (Mopti Binası, 1976), ve Wright’ın 1942 yılındaki pişmemiş kilden ev üretim projesi en bilinen örneklerdir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir