Yakındoğu Tarih Öncesi Dönem Mimarlığı

16 Ekim 2015
1346 Views

yakin-dogu-mimarlik-tarihi Yakındoğu Tarih Öncesi Dönem MimarlığıYakındoğu ve tarih öncesi dönem mimarisinde, bölgelerde gelişim başladıkça, köylüler yerleşik düzene geçtikleri dönemde tarımsal ve hayvansal teknikler, konut mimarisini de etkilemiştir. Özellikle Mısır ve Mezopotamya, yönetimlerin güçlenmesi ve devasa bir köle gücü ile önemli eserlerin ortaya çıkmasında etkendir.

Dönemde kullanılan tekniklerin getirdiği çözümler genellikle hayvan derisinin kullanımı, bitkilerin örülmesi ile duvar ve çatı imalatı, sepetler aracılığı ile nakliye işlemleri şeklinde özetlenebilir. Zamanla bu teknikler, daha ileri yetkinlikleri de ortaya çıkarmıştır. Yine de, bu tekniklerin gelişmesi, dönemin dini tutuculukları yüzünden uzun bir süreçte oluşmuştur. Zaman içinde kullanılan teknikler ilkellik aşamasından seramik araçların kullanılmasına, ustalık safhalarının ortaya çıkmasına ve yapıların geometrik denetimlerinin kontrol edilebilmesi haline de geçmiştir.

Mezopotamya, MÖ 5. binyılda Fırat ve Dicle arasında sistemli, dik açıların kullanıldığı, işlevli ve gelişmiş bir plandan beslenen mimariye ev sahipliği yapar. En bilinen örneği Hassuna Sitidir. Aynı döneme ait bilinen en eski mabet olan Eridu, dikdörtgen biçimi, duvarlarla kısmen bölünmüş haldeki salonu, toprak bir temel ile içe doğru çekilmiş zemini ile dikkate değerdir. Gawra, Kuzey Tapınağı ise uzun bir salon, uçlarda bulunan iki çapraz sahın, tekrar eden bir dekor yapısı, eksen ve simetriler ile iç ve dış alanlarda çift direkler ile ayrılmış duvarları barındırır. 4. binyılda Sümerler bu tipolojiyi yinelerler, ancak tapınak boyları büyümeye başlarken, duvar oyukları ve direkler incelmiştir. Kaplama olarak kullanılan mozaikler koni biçimindedir, toprak zeminde gömülü iç duvarlarda ise dekor geometrik figürlerle oluşturulmuştur. 3. binyıla gelindiğinde, tapınaklar (zigurat) kare planlı, basamaklı ve yüksek yapılar olarak karşımıza çıkarlar. En eski bilinen örneği Ur Ziguratıdır. (MÖ 12. yüzyıl) Devasa boyutları ve dik merdivenleri ile dikkat çeker. Bu ziguratlar dini kitaplarda yer alan Babil Kulesi için de mimari referans oluştururlar.

Bu mimari gelişimlerde teknik açıdan Mari ve Babil hanedanlıklarının etkisi büyüktür. Mari sarayı içinde kral binası, hizmet alanları, depolar, ibadet yeri ve resmi toplantı alanlarını barındırır. Tonozlu salonları teraslarla örtülüdür ve avlulara açılır. Tek kapısı vardır ki, bu da savunmayı kolaylaştırmaktadır. Konut alanları ise çevresinde salonlar bulunan bir avlu yaklaşımı ile inşa edilmiştir. Süslemelerde seramik kullanımı oldukça yaygındır, ve bu süsleme biçiminin gelişimi Yeni Babil ve Akamanış dönemine dayanır.

Mısır mimarisi, ilkel neolitik tekniklerin kullanımı ile başlangıç günlerinde fark edilmektedir. Kuzey Mısır bölgesinde MÖ 4 binyıl yapılarında kullanılan pişmemiş topraktan biçimlendirilmiş tuğlanın kökenleri hala araştırma konusudur. Yukarı ve Orta Mısırda ise örülmüş bitkilerden duvarları oluşturulmuş, kazıklarla çevrili yapılarla karşılaşırız. Genellikle bu yüksek ağaç kulübeler aynı zamanda tapınak görevi de görmüştür.

MÖ 2800 – 2700 döneminde inşaatı tamamlanan Güney evi, ağaç iskeletli, bitkisel duvarlı bir şapelin taş ile yapılmış halidir. Yüksekliği 13 metreyi bulan boyutları, dönemindeki bir çok önemli esere kafa tutacak bir ustalığı ve işçilik kalitesini gösterir. Piramitlerin inşaatında kullanılan tekniklerin temellerinin bu dönemde atıldığını söylemekte sakınca yok. Bu deönemde taş obje ve vazolara biçim verme ile parlatma teknikleri üst düzeye çıktıkça, taş işçiliği firavunlar döneminde sanatsal boyuttan, mimari bir boyuta geçecektir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir